orman, cocuklar, kuslar, cennet...
Agac, toprak, gunes, rüzgar, tabiat, kus, huzur vs gibi isin hissi ve edebi kismina hic girmeyecegim. o ortamin insanin maddi manevi butun duygularini nasil cus-u hurusa getirdigini de bir baska bahse birakiyorum.
bu haftasonu havanin da guzel olmasini firsat bilerek uc aylik bir aradan sonra tekrar ormana ciktik. aslinda tenis oynamaya gitmistik. ama saha kapali olunca biz de ormana cviktik. kendilerini goremedigimiz kuslarin tagannisiyle doluydu her taraf.. belliki onlar da ozlemis bu guzel havalari. bir oyun oynamaya karar verdik orada. biraz farkli bir oyun. o guzel nagmelerin sahipleri olan kuslari bulmaya calisacaktik. sesin habire yankilandigi ormanda koca agaclarin icerisinde birakin o kucucuk kuslari bulmayi, seslerin geldigi yonu farkedebilmek bile bayagi ugras istiyordu. agaclarda kus ararken ilkin birkac sincap takildi cocuklardan birinin gozune. o upuzun agaclarin en uc ve en ince dallarinda korkusuzca ve rahatca dolasmalari ve agactan agaca ziplamalarini seyrettik bir muddet. onlar gozden kaybolunca tekrar gozlerinmizle kus avlamaya koyulduk. muhammed furkan "ben sesin geldigi yonun en kolay nasil bulunacagini biliyorum." dedi. sonra gozlerini kapatarak: "iste boyle" dedi. diger cocuklarda aynisini yapti. onlar da yumdu gozlerini. ben de. hakikaten de ise yariyordu bu usul. oyun bayagi keyifli olmaya baslamisti. sonra nasil oldu da bir ara gozlerimi acinca muhammed taha cekti dikkatimi. gozleri kapali, kollarini yana acmis, kafasini hafif yukariya dogru kaldirmis bir sekilde duruyordu. belliki artik oyun oynamayi birakmis, kendini kuslarin sesine kaptirmisti. yuzunu ise derin ve manidar bir tebessum kaplamisti. ruhun tebessumuydu bu. cakillarin arasindan hemencecik farkedilen zumrut tasi gibi, diger gulucukler arasinda oylece farkedilebilen ruhun tebessumu... fotograf makinemin olmadigina kahrettim o an. meger baskalarinin da dikkatini cekmis 11 yasindaki bir cocugun kus sesleriyle boyle kendinden gecisi. onlarda bu kareyi yakalmak icin fotograf makinesine davrandilar. bari onlardan rica etseymisim fotograflari diye hayiflandim sonra. ama cokta onemli degil. ben istedigimi elde etmistim zaten. maksadim cocuklarin dikkatini kus seslerine cevirebilmekti. ve bu amacima fazlasiyla ulasmistim. cunku daha once cocuklar ormana cikmaktan bile zevk almiyor, bir an once playstationlarina kavusmak icin habire "ne zaman donuyoruz?" diye soruyorlardi. simdi ise playstationi hayatlarindan tamamen cikarmis, tabiati "farkeden" ve onun zevkini kesfedip eve donmek istemeyen etrafa sacilmis inci taneleri (kuranin tabiriyle)vardi cevremde.
bu mutlulugumla beraber orada teessufle birseyi daha farkettim. meger kus ve agac isimlerini neredeyse hic bilmiyormusuz. bir iki kus ve bir iki agac ismindan baskasini bilmiyoruz. cicekler icin de ayni sey gecerli. yaprakli gordugumuz her seye cicek deyip geciyoruz. isimlerini bilebilmemiz icin illa midemizi ilgilendirip soframiza geliyor olmalarimi lazim bitkilerin yada ciceklerin. bu bizim tabiata karsi ne kadar yabancilastigimizin ve bencillestigimizin acik bir delili aslinda. ben karar verdim. etrafimdaki kuslarin, agaclarin ve ciceklerin isimlerini teker teker ogrenecegim. ve ise evimdeki yalnizca iki tanesinin ismini bildigim (o da turkce degil) yaklasik 20 cicekten baslayacagim. sozum soz...
18.02.07
s.brg
bu haftasonu havanin da guzel olmasini firsat bilerek uc aylik bir aradan sonra tekrar ormana ciktik. aslinda tenis oynamaya gitmistik. ama saha kapali olunca biz de ormana cviktik. kendilerini goremedigimiz kuslarin tagannisiyle doluydu her taraf.. belliki onlar da ozlemis bu guzel havalari. bir oyun oynamaya karar verdik orada. biraz farkli bir oyun. o guzel nagmelerin sahipleri olan kuslari bulmaya calisacaktik. sesin habire yankilandigi ormanda koca agaclarin icerisinde birakin o kucucuk kuslari bulmayi, seslerin geldigi yonu farkedebilmek bile bayagi ugras istiyordu. agaclarda kus ararken ilkin birkac sincap takildi cocuklardan birinin gozune. o upuzun agaclarin en uc ve en ince dallarinda korkusuzca ve rahatca dolasmalari ve agactan agaca ziplamalarini seyrettik bir muddet. onlar gozden kaybolunca tekrar gozlerinmizle kus avlamaya koyulduk. muhammed furkan "ben sesin geldigi yonun en kolay nasil bulunacagini biliyorum." dedi. sonra gozlerini kapatarak: "iste boyle" dedi. diger cocuklarda aynisini yapti. onlar da yumdu gozlerini. ben de. hakikaten de ise yariyordu bu usul. oyun bayagi keyifli olmaya baslamisti. sonra nasil oldu da bir ara gozlerimi acinca muhammed taha cekti dikkatimi. gozleri kapali, kollarini yana acmis, kafasini hafif yukariya dogru kaldirmis bir sekilde duruyordu. belliki artik oyun oynamayi birakmis, kendini kuslarin sesine kaptirmisti. yuzunu ise derin ve manidar bir tebessum kaplamisti. ruhun tebessumuydu bu. cakillarin arasindan hemencecik farkedilen zumrut tasi gibi, diger gulucukler arasinda oylece farkedilebilen ruhun tebessumu... fotograf makinemin olmadigina kahrettim o an. meger baskalarinin da dikkatini cekmis 11 yasindaki bir cocugun kus sesleriyle boyle kendinden gecisi. onlarda bu kareyi yakalmak icin fotograf makinesine davrandilar. bari onlardan rica etseymisim fotograflari diye hayiflandim sonra. ama cokta onemli degil. ben istedigimi elde etmistim zaten. maksadim cocuklarin dikkatini kus seslerine cevirebilmekti. ve bu amacima fazlasiyla ulasmistim. cunku daha once cocuklar ormana cikmaktan bile zevk almiyor, bir an once playstationlarina kavusmak icin habire "ne zaman donuyoruz?" diye soruyorlardi. simdi ise playstationi hayatlarindan tamamen cikarmis, tabiati "farkeden" ve onun zevkini kesfedip eve donmek istemeyen etrafa sacilmis inci taneleri (kuranin tabiriyle)vardi cevremde.
bu mutlulugumla beraber orada teessufle birseyi daha farkettim. meger kus ve agac isimlerini neredeyse hic bilmiyormusuz. bir iki kus ve bir iki agac ismindan baskasini bilmiyoruz. cicekler icin de ayni sey gecerli. yaprakli gordugumuz her seye cicek deyip geciyoruz. isimlerini bilebilmemiz icin illa midemizi ilgilendirip soframiza geliyor olmalarimi lazim bitkilerin yada ciceklerin. bu bizim tabiata karsi ne kadar yabancilastigimizin ve bencillestigimizin acik bir delili aslinda. ben karar verdim. etrafimdaki kuslarin, agaclarin ve ciceklerin isimlerini teker teker ogrenecegim. ve ise evimdeki yalnizca iki tanesinin ismini bildigim (o da turkce degil) yaklasik 20 cicekten baslayacagim. sozum soz...
18.02.07
s.brg

0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home