istanbul rüyasi

bir rüya adim adim gercek oluyormus..
neymis o rüya?
efendim, istanbulumuz finans merkezi oluyormus.
ne hos, ne a'la!
Allah'im, nedir istanbulun cektigi, dolmadi mi bu garibin cilesi?
neyin diyetidir ki bu, odemekle bitmiyor!
ismini simdi hatirlayamayacagim, cumhuriyetimizin ilk istanbul sehreminlerinden biri de vaktiyle istanbula dair bir ruya gormus.
sahilden etrafa soyle bir bakmis da, her yani yesillikler icinde görünce derin bir ic gecirmis guzide baskanimiz.
'ah Istanbul!' demis, 'seni bu köylü görünümünden kurtarmak boynumun borcu olsun.'
sozunun eriymis, yapmis butun dediklerini.
ne kadirsinaslik degil mi?
oyle ya yesil köylülügün, betonsa gelismisligin ve batililigin alameti.
sadece onun mu, istisnasiz her baskanin bir ruyasi olmus istanbula dair.
istanbul imalat merkezi,
istanbul tarih, istanbul teknoloji sehri,
istanbul tersane, istanbul yük limani...
istanbul dogunun maneviyati, istanbul batinin eglencesi.
avrupa kultur baskenti istanbul,
dunya finans merkezi istanbul.
hapishane istanbulda, universite istanbulda...
yetmedi, alisveris merkezleri istanbula
banka merkezleri istanbula...
hasili hangi devirde ne revactaysa istanbul muhakkak onun merkezi olmali!
azicik iz'an, azicik insaf yahu!
bu yuku nasil omuzlayacak, bu kadar ziddi nasil cem edecek bu zavalli sehir, dusunmez misiniz?
mazallah bir gun cümle müstemilatiyla denize batip gidecek...
'depremler ve yanginlar istanbulun ezili dusmanlaridir. fakat belediye baskanlarindan cektigini ne depremlerden ne de yanginlardan gormustur bu sehir.' diye fizar eden rahmetli Samiha Ayverdi hanimefendiye gelde hak verme!
istanbuldan baska merkez yapilacak sehir mi kalmadi turkiyede. gonderin sozgelimi merkez bankasini kayseriye, genel mudurlukleri bursaya, tersaneleri trabzona ve hakeza... hem o sehirler abad olsun, hem istanbul kurtulsun bu sikletten.
istanbul kadar olmasa da onlar da guzeller, oralarda da yiginla insan yasiyor.
kaldi ki bugunun teknolojisiyle colleri bile allayip pullayip cennete ceviriyor adamlar.
hal bu iken niyedir bu merkeziyetci refleksler?
sorarim, toprak mahsulleri ofisinin ne isi var istanbulda, hem de kadikoy sahilinde? turkiyede deniz kitligi mi vardi da getirip tersaneyi, yük limanini bogaza insa ettiler. halicten baska kara parcasi mi yoktu fabrika kuracak?
vardi elbet.
fakat belli ki o gunun acil ve oncelikli ihtiyaclari akl-i selimi susturmustu;
meseleleri minumum maliyetle ve en kestirme yoldan halletmenin isiltisi gözleri kör edesiye kamastirmis ve bu ugurda girisilen tarihi kiyimlara ve tahribata bile alkis tutturmustu. kim bilir simdi kahrettigimiz o eserlerin acilislari efkar-i umumide ne deruni ihtizazlar, ne buyuk ümitler meydana getirmisti.
simdi sehrin gobegine eskisi gibi fabrikalar kondurmuyor ve mumkun mertebe tarihi dokuya ihtimam gosteriyoruz diye hemencecik zevk-i selim sahibi mi oldup ciktik?
ne yazik ki hayir...
pek farkimiz yok aslinda eskilerden.
degisen yalnizca ihtiyaclarimiz ve modamiz,
yoksa sevda ayni sevda, korluk ayni korluk...
oyle olmasaydi alisveris merkezlerinin istanbulu pitirak gibi sarmasini ve her sokak basina bir universite kurulmasini 'yasasin!'larla mi karsilardik? gokdelenlerin istanbulun bagrina hancer gibi saplanisina boyle bigane mi kalirdik?
butun bunlar yetmememis gibi bir de banka merkezlerini istanbula tasimak hevesine mi kapilirdik? neymis, istanbulun itibari artacakmis!
bizim istanbul askimiz boyle bir sey iste; kor, bencil ve öldürücü bir ask...
buyuk iskenderin guzergahinda rast geldigi diyojene -kendince- ihsanda bulunmak isteyisi gibi yolu dusen herkes istanbula bir katkida bulunmak istiyor.
diyorum ki,
keske kimse sevmese istanbulu,
keske kimsenin gözünde bir itibari olmasa bu sehrin.

<< Home