fasl-i hazan
"gül yüzünün gülsenine esmesin bad-i hazan"
insanla varligin etle kemik gibi kaynastigi ve insanin varlik aynasinda kendisini musahede edip onunla dertlestigi esrarli bir fasil guz.
bir vadide, alcak ve genisce bir kutuk uzerine oturup daglarin sararip solan yuzune dogru bakiyorum. o iki koca ve sarp dag arasinda, kendi mazi ve mustakbelimin kare kare donduruldugu koca bir fotograf albumunun sayfalari arasindaymisim gibi bir hisse garkoluyorum. tatli, hayretli, hasretli bir huzun kapliyor ruhumu. kah o sararan yapraklarda taze cocukluk demlerini derhatir edip 'ah!' ediyor, kah gonulsuz ve nazli suzuluslerle yere inen o cansiz yapraklarda kendi vucudumun topraga dususunu gorup urperiyorum.
bu mevsimin icime biraktigi hafif aci ve sizi, sifakar bir merhemin verdigi aci gibi geliyor. deva umidi o aciyida sirinlestiriyor. bekaya asik benligim faniligini itiraf ediyor, kendinde kuvvet vehmeden nefsim aczini ilan ediyor bu demde. "ey güz, ey mevsimlerin ramazani! bana kendi hakikatimi anlatmak bakimindan aylardan ramazan neyse sende mevsinlerden o'sun." hitabiyla ormanin iclerine dogru seslenip, bu mevsime minnettarligimi arz ediyorum.
evet, mizrap kalbin tellerine vuruyor bu fasilda, alem huzun makaminda besteler icra ediyor. o huzunlu taganniyle ruhta muthis istihaleler meydana geliyor. yere dusen yapraklar nisan yagmurunun damlalari gibi hislerde renk renk dirilislere sebep oluyor. diger mevsimlerin coskulu makamlarinda bulamadigi teselli ve devayi bir ayrilik ve veda turkusu olan hazan faslini dinlemekte buluyor insan.
galiba bu sebepten, guzun yuzunu gostermeye baslamasiyla, ormanin ve dagin cazibesinin mukavemetsuz bir hal almasi.
ve yine bu sebepten uykunun en tatli vaktinde, mahmurlugumun en derin deminde disari saliyor bu cazibe beni. oruc, aclik demeden ormanin derinliklerine, daglarin tepelerine dogru cekip cekip duruyor.

<< Home