Thursday, 17 April 2008

baharda divan- ı aşk okumak

Boylesi bir bahar heyecanini hic yasamamistim. Sanki bu bahar, omrumde yasadigim ilk ilkbahar. Hayret ediyordum bu hale, sebebini bir turlu kestiremiyordum.
Dun kutuphanemizin turkce eserler kisminda bulunan divan siiri kitaplarini karistirirken orada da ayni heyecani yasadim. Divan siirinin lahuti tinisi ve insanin en ince hissiyatini gayet ulvi ve nezih bir enin seklinde cagildatisi oldumolasi cezbedicidir. Fakat zaten eskiden beri done done okudugum bu kitaplardan aldigim zevk bu sefer bambaska oldu. Bahar manzaralarinin estirdigi o ferah havanin aynisinin okudugum o kitap sayfalarinda da esiyor oldugunu gormemin sebebini beyitleri okudukca kesfettim.

Malum, divan siiri cogunlukla hiss-i ask’a adanmistir. Asik, ozlemini ve ayriligin ona neler ettigini ates ve korla tarif etse de, sira askini ve masukunu tasvire geldimiydi is degisir. O kaleme gelmez, kelama sigmaz hissi aleme ilan etmede asigin imdadina bahar yetisiverir.
Divan siirinde baharla ask oylesine ozdeslesir ki bazan hangisi benzeyen hangisi benzetilen sasirirsiniz.
Yine, baharin her bir unsuru oyle mahir bir sekilde askin hallerinin remizleri haline getirilir ki, boylece asik askini ve masukunu tarifte sadece neredeyse bir imkansizi basarmis olmakla kalmaz ayni zamanda o hissi yasatmis da olur. Somuttan soyuta, soyuttan somuta atilan dikisler oyle puruzsuzlesir ki, ask nedir, masuk kimdir muammasini cevabini ararken birden kendinizi kah bir dere kenarinda bulbulun icli nagmesini dinlerken kah bir gul goncasinin nazli nazli
acilisini seyrederken kah urkek bir ceylana yaklasmaya calisirken bulursunuz. Bahar ask ile mana kazanmis ruha kavusmus olur, ask bahar ile vucut giymis dile gelmis…

Mesela daha evvel hic dikkatimi cekmeyen Baki’nin su beyti beni kusatan hisler sebebiyle gozume nasil sevimli gozuktu, tarif edemem:

Nevbahar oldu, gelin azmi gülistan edelim
Açalım gonca-i kalbi, gül-i handan edelim


Ilkbahar geldi, gelin gulbahcesine gidelim, kalp goncasini acalim, acilmis nese sacan bir gul haline getirelim.
Isterseniz bunu oldugu gibi anlayin isterseniz edebi sanatlarla donayip, aski bahara bahari aska katik eyleyin, oyle okuyun. Her halukarda bahari aska gelmis, aski bahara ermis bulursunuz.

Hele Ahmedi’nin beyitleriyle karsilasinca bu baharin bendeki ayri tesirininin sebebini tam kesfetmis olmanin heyecanini yasadim:

Saba Mesih-dem olup bahardan bu gece
Hitaya benzedi gülşen nigardan bu gece


Bahar geldigi icin saba ruzgari Hz Isanin nefesi gibi oldu bugece, Sevgiliden dolayi bahce Hitaya benzedi.
Malum hz Isa camurdan kus yapar sonra ona uflerdi, o da canlanir giderdi. Baharla birlikte saba ruzgari butun kuru topraklara can verdi. Bunu askin nefesi ile kalbin corak topraklari cennet bahcesine dondu seklinde de anlamak pekala mumkun. Hita dogu turkistanda misk ceylanlarinin bulundugu ve guzellikleriyle meshur bir yer. Masukun gelmesiyle de bahar ve kalp Hita’ya donmus.

Ve iste bendeki dugumu cozen beyit:
Müzeyyen oldu reyahin bezendi bağ-ı çemen
Meğer ki bağa haber geldi yardan bu gece


Once, feslegenlerin boyle suslenip yesil bahcenin boyle ciceklerle nagmelerle bezenme sebebini anlayamaz gozuken sair sonra anliyor ki, meger baharin boyle alelacele gelmesi yarin geleceginden haber almasindanmis. Onu karsilamak icin boyle bezenip susleniyormus alem.

Artik beni hayrete salan bir muskili halledip muradima ermis olmanin verdigi rahatlikla Ahmedinin son beytini de yazabilirim:

Ne dil-nevraz göründü ve ne can efruz
Murada erdi gönül rüzgardan bu gece


Ne kadar gonul oksayici ve ne kadar canlandirici gorundu, gonul ruzgar (yardan aldigi haber) sebebiyle murada erdi bu gece.