Friday, 1 February 2008

hayata pencereler acmak

bir adam dusunun... penceresiz ve karanlik bir saraya birakilmis... fakat oyle bir saray ki, tezyinde ve ihtisamda esi menendi bulunmaz; icinde doyrulmadik his birakmayacak envai sanatin icra edildigi yuzlerce oda, on tarafinda gun isiginin gun boyu cilvelenip durdugu dupduru bir deniz, arkasinda kuslar ve ceylanlarla dolu cimenli cicekli, heybetli ve efsunlu bir vadi, ustunde yildizlar ve kehkesanla bezenmis mehtapli sema, altinda goze gibi kaynayip akan coskun bir nehir, sag ve sol taraflarinda meyve bahceleri ve mesire yerleri bulunuyor.

iste o karanlik saraya birakilan adam, ancak o saraydan disariya acabildigi pencereler ve anahtarini bulabildigi odalar nisbetinde bir sarayda oldugunu farkedebilecek ve o mesabede hayret ve zevki artip o sarayda bulunmanin memnuniyetini tadabilecektir.

insanin dunyaya gonderilisi de ayni o karanlik saraya birakilan adam misali gibidir. onun da bu dunya sarayindan zevk alabilmesi ve hayatina ahenk kazandirabilmesi ancak kendisine verilen kabiliyetlerin inkisaf ettirilmesi ve hislerin nesvu nema buldurulmasi nisbetinde mumkundur. yoksa hayat karanlik bir zindan gibi gorunecektir.

keske anne babalar cocuklarina bahşedecekleri en buyuk iyiligin, onlara habire pahali oyuncaklar almak ve yalnizca okuldaki basarilarini takibetmek degil, mumkun mertebe onlarin kabiliyetlerini gelistirmek ve ilgi alanlarini cesitlendirip genislendirmek oldugunu tam fark edebilseler...