Friday, 4 July 2008

Bayezid

baslikla fotgrafin alakasi yok. o fotografi iki gun once, yine bir ayrilik vakti "bu sehirden neden ayrildim ki!?" hisleriyle cektim. bayezid camiine ait tek bir fotograf yoktur albumunde. bu yazi icin internetten fotograf aramak gailesine de dusmedim. dogrusu bu bilincli bir ictinab. oyle zannediyorum ki bundan sonrada istanbul albumum bayezid camisiz kalacak.
zira bayezid camii benim icin usta bir tas mimarisi degil, ruhun cisim giymis halidir. madde degil manadir. onun fotografini cekip, 'iste burasi bayezid camiidir" demek onu kiymetten dusurmek, eksiltmek gibi geliyor bana. hakikat aleminin en yuksek tepelrinde kuruldugu makamin kubbesini yikmak gibi geliyor.

istanbul, bayezid camiinden baska cok sayida feyiz ve bereket menbalariyla doludur. fakat, nedendir bilmem, burasiyla ruhumun imtizaci bir baskadir... ancak buraya adim atinca gurbetten silaya donus hislerini yasarim. ve burada secdeye bas koymak, ana kucagina bas koymak gibidir. hatta ana kucagindan da ote. bu ifademin edebi bir benzetme olmayip, tamitamina bir hakikatin ifadesi oldugununun isbati icin belki bir itirafta bulunmam gerekiyor; turkiye ziyaretlerinden annemi gor(e)meden dondugum olmustur, lakin bayezid camiine ugramadan dondugum vaki degildir.

istanbulu sevmeye cok sebep vardir. benim icin en buyuk sebep, icinde Bayezid camii gibi hep vefali hep tesellidar bir dostun bulunmasidir...

simdi iki gun evvel kendi kendime sordugum o sualin yankisi icimde: bu sehri neden terk eder insan?