Dedemin
kiyamet gibi kopmus harp. oyun degil, adi ustunde 'cihan harbi'... ne ana, ne yar, ne vatan... hepsi gitmis, hepsi kaybolmus. geriye kalan yalnizca yetim hatiralar... cephedekilere savasin, geridekilere seferberligin hatirati olmus bir omrun meyvesi.
babamdan dinlemistim. iki kardes varmis. ikisi de kucucekmis, biri 7-8, digeri 9-10 yaslarinda. savas bunlari da katmis onlerine surmus bilinmezlere. seferberlik hengamesinde kaybetmisler birbirlerini. bir kaybedis ki, aradan 40 yil gecmis. kavusmak umidi hasre kalmis.
ama nasip iste. bu dunyadayken erecekleri varmis muratlarina. birbirlerinin haberdar olunca kavusma anina kadar canlarini almasin diye dualar etmisler. Derken gelmis catmis vuslat ani. simdi nasil soylesirler, nasil dertlesirler. o anda orada bulunmak isterdim. o aci hasretin pasini hangi kelimelerle eritip, hangi sozcuklerle vuslatin kapisini acacaklarini gormek isterdim. zaten herkeste bunu gormek icin toplanmis o zaman o kardeşlerin basina. birbirlerini gorunce sarilmislar, aglamis kardeşler... fakat hayret ki, tek kelime cikmamis agizlardan. hayli zaman gecmis de aradan, bakislar sabitlendigi yerden kalkip digerinin yuzune donememis, tek kelime edilememis. bazan hıçkırıklarla bazan gözyaşlarını yanaklarından ince ince sızdırarak akşam edilmiş fecr edilmiş fakat tek kelime edilmemiş. Susmuşlar, susmuşlar...
Babam der ki "onların bitmek bilmez sukutu bütün köy ahalisini de sukuta boğdu. Hatta sanki kuşlar da cırcır böcekleri de sessizliğe gömüldü gibi geldi bize."
ne zaman duysam hayalimi pesine taktigim bir acikli savas hatirasi da annemden dinlemistim. dedesinin kardesi yavuklusuna kavusali daha birkaç gün olmus ki, aksam vakti bir ulak bir haber getirmis; cephe!..
tazecik yuvaya bir sükuttur cökmüs. sabah olmus, yol aziklari hazirlanmis. damat sefere, gelin tarlaya gidecek. tarla yurume yaklasik iki saatlik bir mesafede. beraber cikmislar evden. hic konusmadan agir agir yurumusler. duyulan tek ses, adimlarin altinda ezilen cakil taslarinin sesleri ve derin derin, icli icli alinip verilen nefesler. nihayet yol ayrimina gelmisler. durmuslar... ne soyleselermis ki simdi birbirlerine. hangi kelimeye sigdirsalarmis ki baslarina geleni. kim kime ne anlatsaymis ki!
ikisi de biliyor ki bu gidisin donusu yok. ikisi de biliyor ki bu ayrilis vuslatsiz... onun icin veda ederken de konusmamislar, dogrusu konusamamislar. kisa bir bakisabilmisler, o kadar. sozü sükuta birakmislar. gelin tarla yoluna, damat cephe yoluna.
gidis o gidis...
bu hatiralari bir kac gundur icine dustugum hal aklima getirdi. o hikayeler misali agir bir imtihan yasamiyorum, cok sukur. lakin yazmak isteyip yazamadigim, ilan etmek isteyip cesaret edemedigim seyler var. isyanim kelimelerin neden bu kadar vefasiz olduklarina. onlara en muhtac oldugum zamanda benim imdadima kosmamalarina ve hislerimi karanliga terketmelerine...
ya da soyle mi demeli?
bazi hisler vardir. geme gelmeyen asil tay misali sözün boyundurugunu kabul etmezler. gunes gibi yanip cosan o hisler karsisinda, kelimelerin kaliplari erir, yok olur. meydan sükuta kalir.
su halde, birakalim soylesin sozunu sükut. o soylesin, biz dinleyelim...
babamdan dinlemistim. iki kardes varmis. ikisi de kucucekmis, biri 7-8, digeri 9-10 yaslarinda. savas bunlari da katmis onlerine surmus bilinmezlere. seferberlik hengamesinde kaybetmisler birbirlerini. bir kaybedis ki, aradan 40 yil gecmis. kavusmak umidi hasre kalmis.
ama nasip iste. bu dunyadayken erecekleri varmis muratlarina. birbirlerinin haberdar olunca kavusma anina kadar canlarini almasin diye dualar etmisler. Derken gelmis catmis vuslat ani. simdi nasil soylesirler, nasil dertlesirler. o anda orada bulunmak isterdim. o aci hasretin pasini hangi kelimelerle eritip, hangi sozcuklerle vuslatin kapisini acacaklarini gormek isterdim. zaten herkeste bunu gormek icin toplanmis o zaman o kardeşlerin basina. birbirlerini gorunce sarilmislar, aglamis kardeşler... fakat hayret ki, tek kelime cikmamis agizlardan. hayli zaman gecmis de aradan, bakislar sabitlendigi yerden kalkip digerinin yuzune donememis, tek kelime edilememis. bazan hıçkırıklarla bazan gözyaşlarını yanaklarından ince ince sızdırarak akşam edilmiş fecr edilmiş fakat tek kelime edilmemiş. Susmuşlar, susmuşlar...
Babam der ki "onların bitmek bilmez sukutu bütün köy ahalisini de sukuta boğdu. Hatta sanki kuşlar da cırcır böcekleri de sessizliğe gömüldü gibi geldi bize."
ne zaman duysam hayalimi pesine taktigim bir acikli savas hatirasi da annemden dinlemistim. dedesinin kardesi yavuklusuna kavusali daha birkaç gün olmus ki, aksam vakti bir ulak bir haber getirmis; cephe!..
tazecik yuvaya bir sükuttur cökmüs. sabah olmus, yol aziklari hazirlanmis. damat sefere, gelin tarlaya gidecek. tarla yurume yaklasik iki saatlik bir mesafede. beraber cikmislar evden. hic konusmadan agir agir yurumusler. duyulan tek ses, adimlarin altinda ezilen cakil taslarinin sesleri ve derin derin, icli icli alinip verilen nefesler. nihayet yol ayrimina gelmisler. durmuslar... ne soyleselermis ki simdi birbirlerine. hangi kelimeye sigdirsalarmis ki baslarina geleni. kim kime ne anlatsaymis ki!
ikisi de biliyor ki bu gidisin donusu yok. ikisi de biliyor ki bu ayrilis vuslatsiz... onun icin veda ederken de konusmamislar, dogrusu konusamamislar. kisa bir bakisabilmisler, o kadar. sozü sükuta birakmislar. gelin tarla yoluna, damat cephe yoluna.
gidis o gidis...
bu hatiralari bir kac gundur icine dustugum hal aklima getirdi. o hikayeler misali agir bir imtihan yasamiyorum, cok sukur. lakin yazmak isteyip yazamadigim, ilan etmek isteyip cesaret edemedigim seyler var. isyanim kelimelerin neden bu kadar vefasiz olduklarina. onlara en muhtac oldugum zamanda benim imdadima kosmamalarina ve hislerimi karanliga terketmelerine...
ya da soyle mi demeli?
bazi hisler vardir. geme gelmeyen asil tay misali sözün boyundurugunu kabul etmezler. gunes gibi yanip cosan o hisler karsisinda, kelimelerin kaliplari erir, yok olur. meydan sükuta kalir.
su halde, birakalim soylesin sozunu sükut. o soylesin, biz dinleyelim...

<< Home