Wednesday, 21 April 2010

katil

dizi kahramanimiz, elinde silahiyla onune geleni indiriyor, oldurduklerinin uzerinden gecerek hedefine devam ediyor. kamera kahramana(!) kilitlenmis, tabii televizyon basindaki seyirci de. buyuk bir cinayet isleniyor, kimsenin umurunda degil... hayir, eli silahli kahraman degil cinayeti isleyen. sonucta film cevriliyor.
fakat ortada gercek bir cinayet var, 'ölüm hakikati'ne karsi islenen bir cinayet... kahraman, kameraman ve seyircinin mustereken isledigi bir cinayet bu.
cunku en buyuk suc hakikate karsi islenen suctur. dusunun bakalim, nicin en buyuk gunah sirktir? kafir kufruyle Allaha ne zarar verecek ki, ancak bir hakikate yani tevhit hakikatine karsi bir curumdur mevzu bahis olan.
olum dediginiz öyle hemen uzerinden gecilecek sey midir?
olumle hayat durur, durmasi gerekir. butun heyecan butun ritim oracikta kesilmesi gerekir. vukua geldigi anda hayata muhrunu vurur olum, butun insanlari butun fikirleri kendi etrafinda toplar olum.
ve siz bu hakikatin uzerinden boyle hissizce gectikce, olumu zihninizde bir sahne aksiyonu olarak kodlayip kahramani soluksuz takip ettikce agah olunuz koltugunuzda masumca oturuyor da olsaniz cinayet isliyorsunuz, katilsiniz.