ozgurluk
cok defalar kafami kurcalayip durmus bir sorudur,
cevremiz bize kendimiz gibi olmaya ne derece musade ediyor,
ya da gercekte nasilsa muhatabi karsisinda da oyle olabilen kac kisi vardir acep?
galiba cok az;
hele turkiyede yok denecek kadar az. herkes azametli birer usta maharetiyle kendini yontuyor, isliyor ve nihayet eksik gedikleri gizlenmis kusursuz bir heykel füsunuyla arz-i endam ediyor.
ne ki, yontulan benliktir, cekic darbeleri altinda kopup giden sahsiyettir.
ahmet hasim, "pecenin neyi orttugu belliydi, fakat makyaj dudaklari mi yoksa bizim gozlerimizi mi boyamak icindir, belli degil!" der.
bugun sun'ilik ve mürailik gibi makyajlarin arkasinda gercek guzler, gercek sahsiyetler coktan bogulup gitmistir.
24 saat rol yapmak, surekli etrafa poz vermek zor zanaat olsa gerek.
toplulugun icinde calim satip yahut saga sola tebessumler sacan sonra da beni kenara cekip endiseli, gergin ve caresiz bir sekilde iclerini doken nicelerini gormusumdur.
his ozgurlugu dusunce ozgurlugunden once gelir benim icin.
sonu takdire varsa dahi tarassut insanin ozgurlugune kasdediyor.
onun icin ailemde cocuklarin her hareketinin ve her guzel hamlesinin takip ve takdir edilmesine siddetle itiraz ediyorum:
"birikin allah askina cocuklari, azicik kendileri icin yasamayi ogrensinler. alkis ve takdir ibtilasina dusurmeyin bu zavallilari."
surekli kendini gizleyen, kendisine hep baskalarinin gozuyle bakip yolunu ona gore, tercihini ona gore belirleyen insan ne kadar hurdur, ne kadar faziletlidir?
nicin inkar edeyim, kendini gizlemek davasi gutmeyen insanlarin gururlu halleri bana ogrenilmis ezberlenilmis tevazulardan daha tatli geliyor.
daha yazacaktim, fakat arkadas cagiriyor. simdilik bu kadarcikla yetinelim...
cevremiz bize kendimiz gibi olmaya ne derece musade ediyor,
ya da gercekte nasilsa muhatabi karsisinda da oyle olabilen kac kisi vardir acep?
galiba cok az;
hele turkiyede yok denecek kadar az. herkes azametli birer usta maharetiyle kendini yontuyor, isliyor ve nihayet eksik gedikleri gizlenmis kusursuz bir heykel füsunuyla arz-i endam ediyor.
ne ki, yontulan benliktir, cekic darbeleri altinda kopup giden sahsiyettir.
ahmet hasim, "pecenin neyi orttugu belliydi, fakat makyaj dudaklari mi yoksa bizim gozlerimizi mi boyamak icindir, belli degil!" der.
bugun sun'ilik ve mürailik gibi makyajlarin arkasinda gercek guzler, gercek sahsiyetler coktan bogulup gitmistir.
24 saat rol yapmak, surekli etrafa poz vermek zor zanaat olsa gerek.
toplulugun icinde calim satip yahut saga sola tebessumler sacan sonra da beni kenara cekip endiseli, gergin ve caresiz bir sekilde iclerini doken nicelerini gormusumdur.
his ozgurlugu dusunce ozgurlugunden once gelir benim icin.
sonu takdire varsa dahi tarassut insanin ozgurlugune kasdediyor.
onun icin ailemde cocuklarin her hareketinin ve her guzel hamlesinin takip ve takdir edilmesine siddetle itiraz ediyorum:
"birikin allah askina cocuklari, azicik kendileri icin yasamayi ogrensinler. alkis ve takdir ibtilasina dusurmeyin bu zavallilari."
surekli kendini gizleyen, kendisine hep baskalarinin gozuyle bakip yolunu ona gore, tercihini ona gore belirleyen insan ne kadar hurdur, ne kadar faziletlidir?
nicin inkar edeyim, kendini gizlemek davasi gutmeyen insanlarin gururlu halleri bana ogrenilmis ezberlenilmis tevazulardan daha tatli geliyor.
daha yazacaktim, fakat arkadas cagiriyor. simdilik bu kadarcikla yetinelim...

<< Home